Nasrettin Hocanın Ya Tutarsa Fıkrası

Ağustos 5, 2011

Nasrettin Hocanın Ya Tutarsa Fıkrası
Ya Tutarsa Fıkrası
Nasrettin Hoca Ya Tutarsa
Nasrettin Hoca Fıkraları

Nasrettin Hoca Fıkraları : Ya Tutarsa !

Nasrettin Hoca bir gün, elinde bir bakraç yoğurtla Akşehir Gölü’nün kıyısına gelir.
Hoca başlar göle kaşık kaşık yoğurt çalmaya.
Nasreddin Hoca ‘yı göl kıyısında bir bakraç yoğurt ile gören köylüler :

- Hoca Efendi, hayr’ola, ne yapıyorsun? diye merak içinde sorarlar.

Nasreddin Hoca da :

- Göle maya çalıyorum, der.

Köylüler iyice şaşırırlar bu cevaba. Alay edercesine :

Nasrettin Hocanın Namaz Fıkrası

Ağustos 5, 2011

Nasrettin Hocanın Namaz Fıkrası
Namaz Fıkrası Nasrettin Hoca
Nasrettin Hoca Bu Nasil Namaz Fıkrası
bu nasıl namaz fıkrası
namaz fıkrası

Nasrettin Hoca Bu Nasil Namaz Fikrasi

Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş.Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış.Bunu gören cami cemaati :
-Hocam bu nasıl namaz? diye sormuş.
Nasreddin Hoca :
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye cevap vermiş.

Türk Harf Devrimi Haftası Ne Zaman

Ağustos 1, 2011

Türk Harf Devrimi Haftası Ne Zaman
Türk Harf Devrimi Haftası ,
Türk Harf Devrimi Haftası Ne Zaman,
Türk Harf Devrimi Haftasının Tarihi

Türk Harf Devrimi Haftası 1 – 7 Kasım

Kasım 1928 tarihinde Latin esasından alınan harfler (Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) “Türk harfleri” adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.

Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet’in kabulünden sonra başlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zaman uyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harf İnkîlabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak, modern öğretim ve eğitimin gerçekleşmesini sağlamaktı. Harf İnkılabının ilk adımı, 20 Mayıs 1928′de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile başlamıştı.

Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda düzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuştur; “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz) yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir.

Zafer Haftası Neden Kutlanır

Ağustos 1, 2011

Zafer Haftası Neden Kutlanır
Zafer Haftası Niçin Neden Kutlanır
30 Ağustos neden kutlanıyor
30 Ağustos zafer bayramı niçin kutlanır

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. “Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü”nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde,

Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e ”gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.

2039′da Herkes Süperman!

Temmuz 28, 2011

2039′da Herkes Süperman!
“New Scientist” dergisinin raporuna göre, 30 yıl sonra insanlar, süper kahramanlara ait doğaüstü yeteneklere kavuşturacak cihazları dükkânlardan satın alabilecek.Duvarın ötesi görülecek.

BİLİM dergisi “New Scientist”, mobil telefonun icadının 30. yıldönümü nedeniyle bilim adamlarına danışarak hazırladığı bir raporda, gelecek 30 yıl içinde gündelik hayatımıza girecek yeniliklerin bir listesini yaptı. Buna göre, insanoğlu ışığın yönünü değiştiren kumaştan üretilen bir pelerinle görünmez olup, ultrason ve röntgen ışını kullanan başka bir cihazla da tıpkı superman gibi duvarın ötesini görebilecek.

Anında çeviri yapan cihaz

Çizgi romanların süper kahramanlarına ait doğa üstü yeteneklere kavuşturacak cihazlar, dükkanlardan satın alınabilecek. Bukalemunların ayaklarındaki özellikler kullanılarak yaratılacak malzemelerle yapılan eldiven veya ayakkabılar sayesinde örümcek adam gibi duvara tırmanılacak. 30 yıl içinde bir dilden ötekine anında çeviri yapabilen cihazlar da raflardaki yerini alacak. Bu cihazın prototipini halen Irak’taki Amerikan askerleri kullanıyor. 30 yıl içinde Uzay Yolu dizisinde Dr. McCoy’un yaraları dokunduğunda iyileştiren cihaz da insanların hizmetine girecek.

James Bond gibi

Günlük hayatın zorluklarını aşmada pratik yararı olan bir başka cihaz da James Bond’un Thunderball filminde sırtına bağladığı tek kişilik hava aracı olacak. Bununla da kısa mesafeli yolculuklarda trafik derdinden kurtulunacak. New Scientist, gelecekte hayatımıza girecek cihazlarla ilgili olarak “Bunlar hayatımızın değişmesinde en az cep telefonu, İpod ve internet kadar belki de daha fazla etki yapacak” yorumunda bulundu.

İdrarla Çalışan Batarya Üretildi!

Temmuz 28, 2011

İdrarla Çalışan Batarya Üretildi!
Singapurlu fizikçiler sağlık ve iletişim alanlarında kullanılacak ve insan idrarıyla şarj olan bir batarya geliştirdiler.

Ayrıca bu batarya ter ve kan da amaca uygun ama kan ve ter’i alıp da batarya’ya aktarmak daha zahmetli.

Kırsal kesimde sağlık çantalarına eklenmek için üretilen batarya, bu kitlerdeki ölçüm cihazlarına enerji verecek şekilde tasarlandı.

Singapur’daki Biomühendislik ve Nanoteknoloji Enstitüsü’nde Dr. Ki Bang Lee idaresindeki bir takım tarafından geliştirilen kağıt bazlı bataryanın üretim maliyeti de oldukça ucuz. 0.2 mililitre idrardan 1.5 volt civarında akım ve maksimum 1.5 mW gücünde güç elde etmeyi başaran ekip, bu enerjiyi cep telefonu konuşması için kullanmış.

“İdrarla aktive olan bataryamız sağlıkla ilgili ölçüm uygulamalarında kullanılacak bioçip sistemlerine entegre olacak. Bu sayede insanlar sağlık durumlarını evlerinde takip edebilecekler, tıbbi destek ise sadece gerekli olduğunda istencek” diyen Lee, idrarla şarj olan batarya teknolojisinin büyük bir pazar ptoansiyeli olduğunu savundu.

Japonyalılar’ın Nefis Çerezi

Temmuz 27, 2011

Japonyalılar’ın Nefis Çerezi
Dünyanın çeşitli yerlerinde çok farklı yeme alışkanlıkları var. Bazı toplumlarda çok sıradan olan bazı yiyecekler bir başka toplumda inanılmaz derecede iğrenç bulunabiliyor.

Bazı Japon yemeklerine artık alıştık( kedi köpek ve her türlü hayvan..). Fakat Japonların çerez olarak yediği bir şey var ki… Buna alışmak oldukça güç. Lafı çok dolandırmayalım. Japonlar son sıralarda büyük bir keyifle deniz samuru sümüğü yiyorlar. Evet Japonlar çerez niyetine deniz samurunun kurutulmuş ve paketlenmiş sümüğünü satın alıp yiyorlar. İnternetten de satış başlamış. Fakat şimdilik sadece Japonya içinden sipariş alıyorlarmış. ( Allah’tan diğer milletlere satmaya çalışmıyorlar )

Bu Adamı Elektrik Çarpmıyor

Temmuz 27, 2011

Bu Adamı Elektrik Çarpmıyor
Çinli 71 yaşındaki Zhang Deke’yi 220 vatlık elektriğin bile çarpmadığı ve bu elektriği iletebildiği ve parmaklarıyla elektrikli akupunktur tedavisi yapabildiği yaptığı ortaya çıktı.

Yerel bir gazetenin haberinde Zhang Deke (71) adlı yaşlıya 220 vatlık enerjinin bile zarar vermediği iletken bir vücuda sahip olduğu ve aynı zamanda vücudundaki elektriği kontrol edebildiği kaydedildi.

Yaptığı gösteride Zhang vücuduna aldığı elektrik ile bir balığı iki dakikada kızartarak görenleri şok etti.

PARMAKLARI İLE AKUPUNKTUR TEDAVİSİ BİLE YAPIYOR

Yerli halk tarafından ‘garip adam’ ve ‘elektrik adam’ lakaplarıyla çağrılan Çinli yaşlının aynı zamanda eklem iltihaplanması ve romatizma hastalığı olanlara kendini elektriğe bağladıktan sonra parmakları ile tedavi uyguladığı ve birçok hastayı iyileştirmeyi başardığı ifade ediliyor.

Tedavi ettiği kişilerden kesinlikle para almayan Zhang tedavi sürecinde eğer 3 gün boyunca başarılı olamazsa tedavide çok ısrarcı olmayarak hastalarının doktora görünmesini tavsiye ediyor. 22 kişiyi tedavi ettiğini söyleyen Zhang bunlardan 18′inin tedaviden çok memnun kaldıklarını belirtti.

1994 yılında emekli olduktan sonra Çin Sosyal Bilimler Akademisi’ne başvuran Zhang kendisi üzerinde deneyler yapan bilim adamlarının durumu şaşkınlıkla karşıladığını ve bu esrarengiz durumu bilimsel olarak açıklayamadıklarını ifade etti.

Taşlaşan İnsanlar Pompei Kavmi

Temmuz 26, 2011

Taşlaşan İnsanlar Pompei Kavmi
Taşlaşan İnsanlar Pompei Kavmi, Taşlaşan Kavim Efsanesi

İşte ibretlik bir olay, helak olan bir kavimin hikayesi

M.Ö. 79 yılında Vezüv yanardağından yükselen dumanlar birkaç saat içinde Pompei kentini büyük bir mezarlığa dönüştürdü. İki yüz bini aşkın insan yok oldu. İnsanlar lavların içinde kavrulup iki bin yıl boyunca taşlaşmış bir halde kaldılar. Pompe’indeki refah düzeyinin yeniden yakalanması için 1900 sene daha beklemek gerekecekti. Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını yansıtan Pompei şehrinin trajik sonunu bugün yeryüzünde bilmeyen hemen hemen yok gibi. Vezüv Yanardağı’nın eteklerinde kurulu olan Pompei ve Herculaneum, Roma’nın ‘‘zevk şehirleri’’ydi. Zengin ve asil Romalılar, genelevleriyle ünlü bu iki kentte hayatın tadını çıkarırdı.

Pompei ve Herculaneum kentleri, milattan sonra 79 yılının 24-28 Ağustos tarihlerinde birdenbire faaliyete geçen Vezüv Yanardağı’nın külleri altında kalarak yok oldular. 19′uncu yüzyılın ortalarında başlayan ve günümüzde de halen devam eden arkeolojik kazılar sonucu, Pompei’nin görkemli geçmişi parça parça gün ışığına çıkarıldı ve çıkarılmaya devam ediyor.
Pompei, her türlü zevk ve sefahatın sunulduğu genelevleriyle ünlüydü. Genelevlerin duvarları, müşterilerin iştahını kabartacak erotik ve *****grafik fresklerle süslüydü. Romalı ünlü fahişeler, duvarlara kendi özel yeteneklerini ve müşteriye sundukları ‘‘spesiyalite’’ lerini fresklerle yansıtıyorlardı.

Pompei, Roma’da ahlaki dejenerasyonun sembolüydü. Pompei halkı cinsel sapkınlıklara yönelmiş, ahlaka aykırı bir yaşam tarzını tercih etmişti. Pompei’nin helakı, Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla gerçekleşmişti. Vezüv Yanardağı, İtalya’nın, özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Yaklaşık, 2000 yıldan beri suskun olan Vezüv “İbret Dağı” şeklinde adlandırılır. Ünlü Sodom ve Gomorra kentlerinin başına gelen felaketle, Pompei faciası birbirine çok benzemektedir. Vezüv’ün batı yamacında Napoli, doğu yamacında ise Pompei kenti yer alır. Yaklaşık 2000 yıl önce yaşanan bir lav ve kül felaketi, bu kentin insanlarını ani bir biçimde yakalamıştı. Felaket öylesine ani olmuştu ki, herşey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi kaldı. Sanki zaman dondurulmuştu.

2011 Kehanetleri

Temmuz 26, 2011

2011 Kehanetleri
2011, Türkiye kehanetleri, 2011 yılı kehanetleri, 2011 yılında ne olacak, 2011 de kehanetler

2011 kehanetleri

Dünyadaki değişimler ve oluşumlar şuan bilmediğimiz ya da farkında olmadığımız bir olay için zemin hazırlıyor olabilir. Artık insanlarda sık sık değişen, alışık olmadığımız hava koşullarına, sellere, ani bastıran şiddetli soğuklara karşı, neler oluyor? Hiç böyle olmamıştı gibi söylemlerle tepkiler vermeye başladık.

Gerçektende Dünyamıza neler oluyor?
İşte değişimi düşündüren kehanetler;

1- MAYA KEHANETİ
Maya Takvimi
Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı. Bunların ilki, “kutsal takvim” olarak bilinen ve 20’şer günlük 13 aydan oluşan “Tzolkin” (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyonları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü “13 Ahau”dur. “Haab” adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20’şer günlük 18 aydan oluşur. “Uinal” olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna “tun” adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla “tun”a eklenir (aynı Mısır ve Sümer’de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab’ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin’e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir. Ve diğer döngüleri şu şekildedir:


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.